Hawthorne Araştırmaları ve Karanlık Fabrikalar

            Geçtiğimiz yüzyılın başlarında benimsenen örgüt modeli Taylor’ın işletme ilkelerine dayanan insanı bir robot olarak ele alan yaklaşımdı. Bilimsel Yönetimin İlkeleri olarak bilinen bu yaklaşıma göre işçi; kendisinden optimum seviyede fayda sağlanması gereken bir üretim unsuru olarak ele alınmaktaydı. Bu ilkelere dayanan pratikteki üretim modeline ise ‘Fordizm’ (Henry Ford) adı verilmiştir. İşçiyi yalnızca biyolojik bir canlı olarak ele alan bu ‘klasik’ yaklaşıma gelen en büyük eleştiri Hawthorne Araştırmaları’dır.

Peki nedir bu araştırmalar?

Bir grup bilim insanı tarafından 1924-30 yılları arasında  Hawthorne’da (ABD) bulunan Western Electric Şirketi’nde  yapılan deneylerde aslında beklenenin tam tersi sonuçların elde edilmesiyle literatürde yeni bir yaklaşımın temelleri atılmıştır.

Çalışmanın beklenen sonucuna göre işçilerin çalışma ortamlarında fiziksel anlamda yapılacak olan değişiklikler verimi arttıracaktır. Işık deneyi olarak adlandırılan bir deneyde işçiler kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmışlardır. Kontrol grubu deney boyunca değişmeyen ışık seviyesine maruz kalırken deney grubu değişik ışık seviyeleri altında incelenmiştir. Tahmin edeceğiniz üzere beklenen sonuç ışık seviyesine bağlı olarak işçilerin motivasyonlarının artması veya azalması olacaktı. Ancak elde edilen sonuçlara göre iki odak grubunda da verim artmıştır. Asıl ilginç olan ise kontrol grubunda yani ışık seviyesi hep sabit kalanlarda da verimin artmış olmasıydı.

Deney sonrasında işçiler ile ayrı ayrı görüşmeler yapılmış ve çalışmanın ilk baştaki amacından farklı sonuçlara erişilmiştir. Çalışmanın en önemli çıktısına göre işçiler yalnızca maddi ödüller ile değil takdir edilip kabul görme gibi ihtiyaçlarının da karşılanmasını isterler. Deney boyunca işçiler gözlemleniyor olmaktan yani kendilerine bir değer atfediliyor olmasından haz duyarak motive olup verimliliklerini arttırmışlardır. Neo-klasik örgüt kuramı olarak bilinen insan eksenli bu yaklaşım bizlere insanın yalnızca biyolojik bir varlık olmayıp tanınmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlık olduğunu söyler.

Yani, insan ‘Homo Economicus’ değildir!

 

-Nasıl yani, işçilerin sosyal ve psikolojik varlıklar olduğunu yanlışlıkla mı öğrendik?

 

Bana kalırsa böyle bir söylemde bulunmak hiç de abartılı sayılmaz.

 

-İyi de bunu kabul edersek; özünde insan olan her sistemin, insanın saf rasyonel (homo economicus) olmamasından dolayı, kusurlu olacağını da söyleyebilir miyiz?

 

Kar maksimizasyonu sürecinde üretim maliyetlerini düşürebilmek işletmelerin büyük bir uğraşı olarak karşımıza çıkar. Üretim maliyetini düşürebilmenin bir yolu da kitle üretimidir (mass production). Genel anlamıyla bu pratiğe ölçek ekonomisi diyebiliriz. Daha basit ifade etmek gerekirse işletmelerin kapasitelerini arttırmaları sabit maliyetlerinin niteliği nedeniyle verimliliği arttıracaktır.

İşte tam anlamıyla Fordizm budur!

Bu modeldeki insan faktörünün değişimine önceki kısımda değinmiştik. Yalnızca fizyolojik ihtiyaçlarının giderilmesi işçinin yüksek verimlilik ile çalışması için yeterli olmamaktadır. Zannedilenden çok daha sofistike bir varlık olan insan için sosyal ve psikolojik gerekliliklerinin yerine getirilmesi yüksek verim elde etmek için şart unsur olarak karşımıza çıkıyor. Bu gerekliliklerin yerine getirilmesi ise işletmeler açısından birer maliyete dönüşebilmektedir. Oysa işletmelerin tek amacının kar maksimizasyonu olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Büyük talihsizlik değil mi?

Taylor ilkelerinin geçtiğimiz yüz yıl boyunca uygulanabilirliğini yitirdiğini söylemek mümkün. Yani, şirketlerin insanları robotlaştırma denemelerinin başarısız olduğunu söyleyebiliriz (söyleyebiliriz miyiz?). Peki ya, robotları insanlaştırabilir miyiz?

Self-replicating_machine
Self-repairing Arms: Wikipedia

Her ne kadar birebir insan özelliklerine sahip olmasalar da robotlara insanların eskilerde yapmakta olduğu birçok işi yaptırıyoruz. Machine Learning denen modüller kullanarak makinelerin tıpkı birer insan gibi öğrenme yetileri geliştirmelerine şahitlik ediyoruz. Artık montaj hatlarında robotların çoğunlukta olduğunu söylemek mümkün. Önceleri insan denetimi ve kontrolü ile kullanılan bu robot işçiler günümüzde ‘self-repairing’, yani çevrede bulduğu materyaller ile kendi kendini onarabilme becerisinden dolayı özellikle üretim hatlarındaki insan faktörünün neredeyse sıfıra inmesine neden oldular. Hatta günümüzde yüzde yüz otonom çalışan fabrikalar mevcut. Bu fabrikalarda uzman karar verici algoritmalar sayesinde yönetici sıfatı taşıyan insanlara dahi gerek yok! Örneğin montaj hattında beklenmeyen bir durumdan kaynaklı aşırı ısınma tespit edildi diyelim. Algoritma önceki insan deneyimlerini kullanarak hangi sıcaklık seviyesinde sistemi kapatması gerektiğini öğreniyor ve tam zamanında müdahaleyi gerçekleştiriyor. Ardından verdiği komut ile mekanik kolların yardımıyla onarılması gereken arızaya müdahalede bulunuyor.

-İnsan bunun neresinde?

Yani, bir fabrika düşünün ki içerisindeki bütün operasyonlar robotlar tarafından yürütülüyor. İnsan bu sürecin yalnızca çok kısıtlı bir kısmında denetçi sıfatıyla pozisyonunu koruyabilmiş durumda. Hal böyle olunca, fabrikada insan işçilerin temel fizyolojik ihtiyaçlarını gidermek için kullanılan araçlara dahi gerek kalmıyor.

Işık,

Isıtma,

İş güvenliği,

Yemekhane,

Havalandırma yok.

İşte bütün bu niteliklerinden dolayı insansız otonom fabrikalara ‘Karanlık Fabrikalar’ (light-out manufacturing) denilmektedir. Karanlık Fabrikaların dünyadaki ilk örneğin bizleri şaşırtmayarak Çin’den geliyor. Cep telefonu parçası üreten bu şirket tamamen otonom sisteme geçerek 650 olan işçi sayısını 60’a düşürmüştür. İnsan sayısındaki bu yüzde doksanlık azalış kusurlu çıktı oranını yüzde 25’ten yüzde 5’e kadar azaltmıştır. Yani, işletmelerin otonom sistemlere geçişi maliyetleri azalttığı gibi verimi arttırmaktadır. Öte yandan, elde edilen enerji tasarrufu ile ekolojik anlamda fayda sağlanması da yadsınamaz bir gerçek. Sözün özü, fabrikalardaki işçi rolümüzü makinelere kaptırdık gibi görünüyor. Rekabet avantajı onlarda!

Hawthorne ışık deneyleri ile başlayan bu serüvenin ışıksız karanlık fabrikalara dönüşümünü inceledik. Deney üzerinden geçen yüz yılda önce insan işçilerin birer makine olmadıklarını fizyolojik ihtiyaçlarının yanında sosyal varlıklar olduklarını ardından ise robotlaştırılamayan insanlar yerine insanlaştırılan robotların kullanıldığı günümüz dünyasını gözlemledik. Kim bilir belki de yüz yıl sonra yeni bir ışık deneyi ile robotların sosyal davranışları hakkında bulgulara ulaşacağız.